İstanbul'a daha sık gelmelerini dilediğim süper eğlenceli müzik yapan çok uluslu grup. bundan birkaç ay önce serkan çağrı'nın trt'de sunduğu dünya'nın müziği'nde tanıdım kendilerini; ne mutlu ki tanımışım. ilk albümleri zirzop depresyona ilaç olarak yazılabilecek türdeydi. bugün, ikinci albümleri trust'ı dinleme imkanım oldu. ilk albüme göre daha sakin; ama bambaşka bir havası var. albümü dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan, bünye endorfin salgılıyor.20090128
fatima spar und die freedom fries
İstanbul'a daha sık gelmelerini dilediğim süper eğlenceli müzik yapan çok uluslu grup. bundan birkaç ay önce serkan çağrı'nın trt'de sunduğu dünya'nın müziği'nde tanıdım kendilerini; ne mutlu ki tanımışım. ilk albümleri zirzop depresyona ilaç olarak yazılabilecek türdeydi. bugün, ikinci albümleri trust'ı dinleme imkanım oldu. ilk albüme göre daha sakin; ama bambaşka bir havası var. albümü dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan, bünye endorfin salgılıyor.manu chao
Manu Chao ya da tam adıyla, José-Manuel Thomas Arthur Chao, İspanyol kökenli, 21 temmuz 1963 yılında Paris’te doğan ve orada büyüyen müzisyen ve şarkıcı. Reggie, ska, rap ve rock tarzı müzik yapmaktadır ve şarkılarını Fransızca, İspanyolca, Arapça, Portekizce, İngilizce ve Volof dilinde söylerken bazen bir şarkıda bu dillerin hepsini birden kullanmaktadır. Aynı zamanda Fransız şansonları, salsa ve flamenko tarzı müzik de yapmaktadır. Şarkıları aşk sözlerinin yanı sıra, sık sık göçmenler üzerine, ayrımcılığa karşı ve uluslararası dayanışmayı destekleyen eleştirel sözler barındırır. Sol ve küreselleşme karşıtı çevrelerce yoğun ilgi görmektedir.Joint de Culasse, Hot Pants, Carayos topluluklarında şarkı söyledi, son olarak 1986’da kuzeni ve kardeşiyle Mano Negra topluluğunu kurdu. Topluluk, Patchanka, Puta’s Fever, Amerika Perdida, The King Of The Bongo, The Hell Of Patchinko, Casa Babylon ve Best of albümlerini çıkarttı. Manu Chao ayrıca solo bir albüm olan Clandestino ile 3 milyon dinleyiciye ulaştı. Mano Negra topluluğu 2004’te Madrid’de çalışmaktaydı. Bir konserinde Galatasaray forması giyerek zengin oturmuş sınıf takımlarına karşı fakir ülkelerin takımlarına destek vermiştir.1992’de içinde sirk ve oyuncularının da bulunduğu bir gemiyle tek turnelik Latin Amerika ve Pasifik kıyılarını kapsayan bir turneye çıkan Manu Chao, aynı zamanda birkaç politik gerilla grubuna da destek verdi. 1995 senesinde Chao grubu İspanya’ya taşıdı ve ayrıca “Radio Bemba Sound System” adında bir grup daha kurdu. Manu Chao sonra Amerika’ya geri döndü ve birkaç yılını Amerika’da geçirdi. Bu süre içerisinde dört şarkı kaydeden sanatçı, sonuç olarak 1998’de şarkı koleksiyonu “Clandestino”yu yayınladı. Madonna’nın “The Next Best Thing” için de müzikler hazırlayan Chao, 2000 senesinde Los Angeles’ta ara sıra performans gösterdi. 2001 yılında ise Karayip müziğinden esinlendiği performansı “Proxima Estacian Esperanza”yı sergiledi ve bunun kayıtlarını da “The Live Espenranza” olarak yayınladı.2002 senesinde “Radio Bemba Sound System” adlı albümü yayınlayan Manu Chao, 2004 senesinde ise Amadou And Mariam’ın “Dimanche a Bamako” adlı albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. Aynı sene “Sibérie m’étatit Contéee” adlı albümü yayınlayan sanatçı, albümdeki tüm parçaları Fransızca seslendirdi. Albümde yer alan “Petite blonde du Boulevard Brune» single’ı hit olurken, Manu Chao en son 2006’da vizyona giren Emir Kusturica belgeseli “Maradona”nın soundtrack’ini hazırladı.2007 senesinde “La Radiolina” adlı albümünü hayranlarına sunan Manu Chao, albümün tamamını İspanyolca ve Portekizce seslendirdi. Albümde Madjid Fahem gitar ve bas gitar görevlerini üstlenirken, Manu Chao albümün soundunda kendi tarzını devam ettirdi.bob marley
Bob Marley, Robert Nesta Marley, (d. 6 Şubat 1945, Jamaika; ö. 11 Mayıs 1981, Miami, ABD) reggae sanatçısı.Asıl adı Robert Nesta Marley olan unutulmaz sanatçı, 6 Şubat 1945 tarihinde Jamaika’da dünyaya gelmiştir. Bob Marley, 130’un üzerinde plağı, her biri dillere destan olmuş yüzlerce şarkısı bulunan bir reggae efsanesidir.5 yaşındayken, annesi Kingston’a taşınmaya karar vermiş ve orada Bob ve ailesi, yaşamı boyunca Bob’un en iyi arkadaşlarından biri olan Bunny Livingston ve ailesi ile birlikte yaşamışlar. Bob ve Bunny, o yıllardan beri müzik ile uğraşmışlar.Bob Marley, reggae müziğinin sadece Jamaika sınırlarında kalmamasını sağlayıp, onu bütün dünyaya duyuran en önemli isimlerden biridir. Büyük bir kesim tarafından bu tür müziğin kralı olarak ifade edilen Bob Marley, söz yazarı, şarkıcı ve gitaristtir. Profesyonel anlamda müziğe The Wailers grubu ile başlamıştır. The Wailers, Peter Tosh ve Bunny Livingston’dan oluşuyordu ki, bu isimlerde daha sonradan Bob Marley gibi solo kariyer çalışmalarına devam ettiler. İlk hitleri «Simmer Down» olmuştu.Bob, The Wailers’dan ayrıldıktan sonra, üç kadın reggae sanatçısının oluşturduğu The I-Threes adlı gruba müzikal alanda yardım etti. Topluluğun elemanlarından Juddy Mowatt, tecrübeli sanatçı için şu ifadeyi kullanmıştı; «Bob Marley’in şarkı sözü ve müzik altyapısı öylesine gelişmiş ki, kendisi bir müzik ansiklopedisi gibi»Bu ünlü Jameikalı söz yazarı, sadece kendisi ile değil bu grubu ile de, «ada müziğinin» evrensel bir boyut kazanmasını sağladı. Şarkılarında politik ancak basit bir içerik vardı.«Catch A Fire»ı 1972 yılında yayımladı. Bu çalışmayı; 1973 çıkışlı «Burnin’», 1975’te kaydedilen «Natty Dread» ve 1975 tarihli «Live» albümleri izledi. İngiltere, Almanya gibi önemli Avrupa ülkelerinde de hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine sahip oldu. Bu sayede Avrupa’da özellikle o yıllar için büyük önem taşıyan konserler verdi.En popüler şarkılarından biri olan «Get Up, Stand Up», sosyal karmaşayı konu edinir. «No Woman, No Cry» gibi politik olmayan içerikte parçaları da vardır.Birleşmiş Milletler «Barış Madalyası», 1978’de Afrika insanına yapılan insancıl yardımlara şarkılarıyla destek olduğu için, Bob Marley’e verilmiştir. Ve bu ödülü aldığı sene insancıl yardım amacıyla Jamaika’da konsere çıkmıştır. Müzisyenliğiyle uluslararası alanda kabul gören Marley, insani yönüyle de büyük takdir kazanmıştır.Yaptığı «I Shot The Sheriff» ve «Get Up, Stand Up» gibi şarkılar ünlü sanatçı Eric Clapton tarafından yıllar sonra yeniden düzenlenmiştir.1977 yılında futbol oynarken ayak başparmağında açılan bir yaradan dolayı deri kanseri (melanoma) olduğu ortaya çıktı. Ayağının kesilmesini dini inançları sebebiyle reddetti. 1981 yılında ağırlaşan Marley, son günlerini yaşamak için Almanya’dan ülkesi Jamaika’ya uçakla dönerken durumu kritikleşti. Uçağı acil tıbbi yardım için Miami’ye iniş yaptı. Miami, Florida’daki Cedars of Lebanon Hastanesinde, 11 Mayıs 1981 sabahı 36 yaşında hayatını kaybetti. Son sözleri oğlu Ziggy’ye «Para hayatı satın alamaz» oldu.[1] Ölmeden önceki ay kendisine ülke kültürüne katkılarından dolayı Jamaika’nın en büyük ödülü MERİT verilmişti ama almaya ömrü yetmedi. Belki bedeni değil ama unutulmaz eserleri, büyük manevi değer taşıyan yardım çalışmaları ve dimdik ayakta duran adıyla dünya müziğinin en önemli efsanelerinden biridir.massive attack
Trip Hop / Elektronica / Down Tempo tarzında müzik yapan grup 1987’de kuruldu. «Any Love» isimli ilk single 1988’de pisasaya sürüldü. Massive Attack birçok ünlü isimle ortak çalışmalarda bulunmuş, birçok remix yapmış ve birçok film için soundtrack hazırlamıştır.Massive Attack, Miles Johnson ve Nellee Hooper’ın da yer aldığı THE WILD BUNCH gubunun sona erdirilmesiyle ortaya çıkmıştır. The Wild Bunch 1980’lerin başından beri varlığını sürdürmekte olan epey nam salmış dj gurubuydu ve as’ları Daddy G. ve Mushroom’du. Bu iki isim 3D’yi de alarak Massive Attack’i kurdular… Ardından Tricky gruba dahil oldu.Massive Attack şanda sadece bir kişiden oluşmakta 3D (Robet del Naja). 3D artık yoluna tek başına devam etmekte. Ve 3D has kurucu olduğu Massive Attack itibarının haklı, aynı zamanda tek sahibi.Daha elektronik müzik filizlenmemişken, Massive Attack; trip hop’ı gümüş tepsiyle sundu. Müzik severler müzik adına yapılabilecek herşeyin yapıldığını düşünürken Massive Attack’in «Blue Lines» albümü çıka geldi… Electronic tınılar içermesine rağmen bunun adını koyamadık, ve anladıkki bu Massive Attack tarzıydı. Bunu hiç değiştirmediler, bunun için Massive Attack denince «Çok farklı hep aynı» dedik.Massive Attack, 1980’lerin ortasında iyi bir şöhrete sahip olan “The Wild Bunch”in sona erdirilmesiyle “The Wild Bunch” üyeleri tarafından kurulmuş bir gruptur…Politik ve gündemi takip eden duruşlarını müzikleriyle harmanlayan Massive Attack; sürekli konuk sanatçılarla çalışmalarını sürdürerek kolektif anlayışlarının altını çizmiştir. Yaptıkları hiçbir albüm itibarlarını zedelemedi. Hatta, onları hep bir adım daha öteye taşıdı. Müzikal zıtlıkları olan tınıları ve etkilendikleri her şeyi mükemmel bir ölçüyle sunabilme özellikleri onları yepyeni bir türün yaratıcısı yaptı. (trip hop)!… Dub groove’ları, funky parçaları, hip hop esansları ve ilginç sample’larıyla Massive Attack’in müziği, kişiyi farklı bir yoldan seyehate çıkaran, karanlık ve sinematik bir nitelik taşır. Bu özelliği yüzünden olsa gerek; kendisinden sonra gelen Portishead, Sneaker Pimps, Beth Orton ve hatta Tricky gibi trip hop denince akla gelen isimlere kaynak olmuştur.“Mezzanine” albümün tanıtım turnesi sırasında Mushroom’un gruptan ayrılma kararı almasıyla iki kişiye düşen Massive Attack, daha sonra Daddy G’nin de part time’a geçmesiyle tek kişi kaldı.göksel baktagir
1966 yılında Kırklareli’nde doğdu. Müziğe sekiz yaşında, babası Muzaffer Baktagir’in gözetiminde başladı. 1983 yılında girdiği İ.T.Ü.Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’ndan 1988’de mezun oldu. Bu okulda bir yıl sonra lisansüstü eğitimine başladı. Aynı yıl, Tanburi Necdet Yaşar’ın genel sanat yönetmenliğindeki Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu’nda kanun sanatçısı olarak çalışmaya başladı. Bu tarihlerde dahil olduğu “Necdet Yaşar Ensemble” ve bir çok başka grup ile İngiltere, Fransa, Danimarka, Belçika, Hollanda, Almanya, Kanada ve ABD’nin çeşitli eyaletleri, Malezya, Arjantin, İspanya, İtalya, İsviçre ve Türkmenistan’da konserler verdi.Beste çalışmalarına konservatuar öğrenciliği yıllarında başlayan Göksel Baktagir’in, otuzbeşi sözlü ve yüz altmışı enstrümantal olmak üzere 195 civarında beste çalışması bulunmaktadır. Eserlerinin birçoğu T.R.T repertuarına alınmış, ”Sazım” adlı Zavil saz semaisi, 1990 yılında T.R.T tarafından düzenlenen bir yarışmada ödül kazanmıştır. ”Tek Kelime”adlı muhayyerkürdi şarkısı, Milliyet gazetesinin düzenlemiş olduğu 1997 yılının en sevilen 10 şarkısı arasına seçildi. ”Doğu Rüzgarı” adlı albüm çalışması 2000 yılında Türkiye yazarlar birliği tarafından ödüllendirildi. Baktagir 1984 yılından beri, kanun icrasında diğer tekniklerin yanı sıra özellikle “sol el” için geliştirdiği kendine özgü bir teknik üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Kanun sazı üzerinde, geleneksel icra biçimlerinde günümüzün en önde gelen icracılarından biri olarak kabul edilen sanatçı, temelde bir Türk Musikisi enstrümanı olan sazının bütün imkanlarını ve sınırlarını değerlendirerek, bakış açısını diğer dünya müziklerine doğru genişletmiştir. Bu bağlamda New Age ve Caz gibi türlerde de başarılı örnekler sergilemiş, bazı batılı caz topluluklarıyla konserler vermiştir. Susan Kalifastauris ile Akbank Caz Festivali’nde (1994), Lawrence “Butch” Morris ile yine Akbank Caz Festivali’nde (1995) konserler verdi. Morris ile verdiği konser 1996’da CD olarak yayınlanmıştır.1997’de Burhan Öçal’ın daveti üzerine, kendisiyle ve Arif Erdebil (ney), Yurdal Tokcan (ud), Selim Güler (kemençe)’in de içinde bulunduğu grupla bir konser vermiştir ve Fransa’da gerçekleşen bu konserin kayıtları “Orient Secret” adında bir albümle 1998’de yayınlanmıştır. Mayıs 2000’de, Mercan Dede Ensemble ile “Selimname-Evrensele Açılan Kapının Aydınlık Sesleri” adında bir konser vermiştir. Mercan Dede“Secret Tribe” grubunda da yer alan Baktagir, bu grupla Nisan 2002’de Fransa, Hollanda, Almanya ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konserler vermiştir.2004 yılında Tefken Filarmoni Orkestrasıyla Türkiye ve Japonyada saz soliti olarak konserler verdi.Sanatçı 1998’den beri İstanbul Sazendeleri grubuyla Türkiye içinde ve özellikle akademik kurumlarda konserler vermektedir.Asli görevi olan Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği topluluğundaki çalışmalarının yanında, Haliç Üniversitesi Konservatuarında da öğretim görevlisi olarak hizmet vermektedir. Sanatçı Füsun Baktagir ile evli olup, Buğra Can ve Cansu adlı iki çocuk babasıdır.kudsi ergüner
1952 yılında Diyarbakır'da doğdu. Müzikal kariyerine 1969 yılında İstanbul Radyoevi'ne girerek başladı. Osmanlı müziğinin köklerini araştırdı ve albümlerinde kullandı. Yetmişli yıllarda Paris'e yerleşti, seksenlerin başında Mevlana enstitüsünü kurdu ve kendisini klasik sufi düşüncesini öğretmeye adadı. Kendi albümlerine ek olarak dünyaca ünlü pek çok müzisyenle beraber ortak çalışmalar yaptı bu müzisyenlerden bazıları Peter Gabriel, Jean Michel Jarre, Maurice Béjart, Peter Brook, George Aperghis, Didier Lockwood, İtalyan şarkıcı ve besteci Alice ve Michel Portal dır.arto tunçboyaciyan
1957 yılında İstanbul'da doğdu. Müzisyen Onno Tunç’un kardeşidir. Amerika’da yaşıyor. Küçük yaşlarda müziğe ilgi duydu. Joe Zawinul, Al di Meola, Paul Winter, gibi müzisyenlerle çalıştı. Sezen Aksu ile albüm çalışmaları yaptı. Bütün vurmalı çalgıları rahatlıkla çalabilen Arto Tunç, “Ermeniliğimden değil, insan olduğumdan dolayı gurur duyuyorum” diyor. ”Sezen Aksu'nun ‘Işık Doğudan Yükselir’ albümünde de iki bestesiyle yer almış, diğerlerine de katkı da bulunmuştu. (Onu Alma Beni Al ve Yeniliğe Doğru) Arto Tunçboyacıyan, bir uçak kazasında ölen ağabeyi 'Onno' için söyledikleri şarkıları, Αra Dinkjian ile birlikte hazırladığı 'Onno' albümü adıyla 1998 yılı Haziran ayında piyasaya sundu. Bugüne kadar çıkadığı 10 albümde Anadolu ve Ermeni müziklerinin büyük etkisi görünür. Ritm ve Vokal ustalığını olaganüstü bir performansla sergilemiştir. Ayrıca Arto Tunçboyacıyan, Ermeni asıllı müzik grubu System Of A Down'un Toxicity adlı albümünde yer alan Aerials adlı parçanın Hidden Track bölümüne katkıda bulunmuştur. Grubun 5. üyesi olarak da anılır. Arto Tunçboyacıyan başka bir çok parçada da bu grup ile birlikte çalışmıştır.replikas
1993 yılında Gökçe Akçelik, Barkın Engin ve Orçun Baştürk tarafından temelleri atılan Replikas, Mayıs 1998'de Selçuk Artut ve Ocak 2000'de Erden Özer Yalçınkaya'nın da katılımıyla genişledi ve 2005'te, Yalçınkaya'nın, yerini Burak Tamer'e bırakmasıyla bugünkü halini aldı. Replikas, Istanbul'da birçok gece kulübünde çıktığı düzenli programlar ve verdiği konserlerle henüz bir albüme imza atmadan hatırı sayılır bir dinleyici kitlesi kazandı. 1999 yılında İtalya'nın Roma kentinde yapılan Akdenizli Genç Sanatçılar Bienali'nde verdiği konserle müziğini Avrupalı dinleyicilere tanıtma fırsatı buldu. Aynı yıl "Aksi Istikamet" adlı toplama albümde "Gulyabani Müzik" isimli çalışmalarıyla yer aldı. İlk albümleri olan Köledoyuran'ın kayıtları 17 Temmuz - 5 Ağustos arasında Ada Müzik Stüdyoları'nda gerçeklestirildi. Aralık 2000'de yayınlanan albüm, Roll Dergisi ve Porttakal.com sitesindeki değerlendirmelerde yılın en iyi yerli albümü seçildi. Birçok müzik elestirmeni tarafından da en iyi yerli albümler arasında gösterildi ve beğeni topladı. Albümün ilk video klibi "Seyyah" isimli parçaya çekildi. Adnan Elial ve P.T.T. tarafindan çekilen klip, çeşitli müzik televizyonlarında yayınlandı ve olumlu elestiriler aldı. Yurtdısında ABD'li ve Avrupalı müzik yazarlarının da ilgisini çeken albüm, bazı yabancı underground plak şirketleri tarafından satışa sunuldu, çeşitli ülke radyolarında çalındı. Amerika'da yayın yapan WXYC isimli internet radyosunun listelerinde 2 numaraya kadar yükseldi. Village Voice da dahil olmak üzere çeşitli dergi ve e-dergilerde grupla ilgili röportaj ve yazılar yayımlandı. Grup, 2001 yazında Serdar Akar'ın yönettiği, bir Yeni Sinemacılar yapımı olan "Maruf" filminin müziklerini yaptı. Akademisyen ve sanatçı Selim Birsel'in "Royal Cortege" projesi için düzenleyip yorumladıkları Stravinski'nin "Royal March" isimli eseri, İtalya'da yayınlanan, birçok ülke müzisyeninin katılımı ile oluşturulan Floralia Vol:4 adlı toplama albümde yer aldı. Replikas'ın sonraki albümü "Dadaruhi", 2001'in yaz ve sonbahar aylarında, Ada stüdyolarında kaydedildi ve Temmuz 2002'de yayınlandı. Albümün ilk video klibi Barış Doğrusöz tarafından "Kör Taşın Kıyısında" isimli şarkıya çekildi. Grup 2005 yılında, daha önce Sonic Youth ve Pussy Galore gibi isimlerle çalışmış olan Wharton Tiers'ün prodüktörlüğünde, Mayıs ayında piyasaya sürülen "Avaz" isimli albümünü kaydetti. Grup son olarak 2008 Kasım ayında Zerre albümünü çıkarttı.Gökçeada'da eskiden yarı açık cezaevi olan bir bina stüdyoya dönüştürülerek kayıtlar gerçekleştirildi. Tüm müzik prodüksiyon ve miks süreçleri Replikas üyeleri tarafından gerçekleştirilen ve mastering'i New York'ta daha önce Radio 4, Franz Ferdinand, Animal Collective, The Liars, Trans-Am gibi grupların çalıştığı "West West Side" mastering stüdyolarında yapılan albüm Peyote Müzik tarafından yayınlanıyor.Lhasa de sela
Meksikalı ve Yahudi – Amerikalı atalarından miras kanı damarlarında dolaşan Lhasa, New York doğumlu. Bu büyük şehrin Big Indian bölgesinde doğan Lhasa, geleneksel yapıdan hayli uzak olan ailesinin aynı yerde fazla kalmama ve “hayat seni nereye götürürse oraya git” prensibi dolayısıyla buradan kısa süre içinde ayrılmış. Okul otobüsünden bozma araçlarıyla ABD ve Meksika sınırları içinde yer alan çeşitli yerleri gezip durmuşlar. Aslen yazar ve öğretmen olan babası, inşaat işçiliğinden meyve toplayıcılığına kadar her türlü işi yapıyormuş. Annesi ise fotoğrafçıymış. Ebeveynleri ve kardeşleri ile birlikte yaptığı bu yolculuklar, Lhasa'nın geniş hayal dünyasını besleyen deneyimler olmuş. Babasının seçtiği Amerika ve Meksika yerel şarkıları, Latin, Arap, Doğu Avrupa ve Asya müzikleri de ileride çizeceği yolun kapılarını açmış diyebiliriz.jane birkin
Fansızcayı mükemmel konuştuğu ve klasikleşmiş fransız kadını tarzında olduğu için çoğunlukla fransız zannedilen, oyuncu annenin ve ingiliz asilzade babanın kızı olan şarkıcı-oyuncu. ingilizler tarafından kötülenen, birçok kişinin eleştirip reklam olduğunu söylediği serge gainsbourgla yaşadığı “ünlü” aşkı bir film çekimi sırasında tanışmalarıyla başlamıştır. hayatı, yaşam tarzı, dış görünüşüyle 70’lerin ve bohem yaşantının örneği ve serge gainsbourg'la birlikte o kuşağın ekolüdür. 69’da vatikan tarafından lanetlenen ve birçok ülkede yasaklanmasına rağmen satışları 1 milyonu geçen, serge gainsbourg’un aslında eski aşkı brigitte bardot için yazdığı “je t’aime moi non plus” şarkısında düet yapmışlar ve bugunkü ününün büyük kısmını bu çıkışla kazanmış. daha sonra aşkları bittiğinde kocasını aldattığını söylerek onu terk etmiş ama bağlılığını göstermek için 1991’de gainsbourg’un ölümünden sonra, en çok bilinen şarkılarını “arabesque” albümünde yeniden yorumlamıştır.beirut
Yaşı kemale ermiş birçok müzisyenin kariyerleri boyunca ulaşamadığı olgunlukta ve zenginlikteki bir müziği çocuk denecek bir yaşta bize hediye eden bu adam uzun zamandır unuttuğum nutku tutulma duygusunun ne olduğunu bana sırılsıklam yaşatmaktadır. şu an handiyse elimize doğmuş bu dehanın gelişimini izlemek hazırlandım bekliyorum.. sanki evladımın harika çocuk olduğu tespit edildi de onu kutluyorum.
mısırlı ahmet
Mısırlı Ahmet (Ahmet Yıldırım), 1967'te Ankara'da doğmuş Türk müzisyen. Türk darbukası çalarak başlamış, kendini geliştirmek üzere "bu müziğin en iyi icra edildiği yere", Mısır'a gitmiş, Omar Khayrat, Mohammad Fuad, Fethi Seleme, Amr Diab gibi Mısır'ın en ünlü ve usta müzisyenleriyle çalışmış ve kendine özgü bir teknik yaratmıştır. Bu teknik özellikle imkân verdiği hızla çok ilgi çekmiştir.Mısır'dan dönüşünde "Mısırlı" lakabını almıştır ve dünyada da böyle tanınmaktadır. Mısır'da ise "Ahmed-i Türki" adıyla anılmaktadır. Mısır'dan sonra gittiği İspanya'da flamenko müziğini de tarzına dahil etmiştir. Mısırlı Ahmet'in teknik ve ritmleri caz, flamenko, Latin Amerika, Hint ve Arap müziğine pek çok müzik türünden izler taşımaktadır.
20090127
tamburi mesut cemil
Mesut Cemil 1902 yılının Aralık ayında İstanbul’da doğdu. Tamburi Cemil Bey’in oğludur. Bir ara “Tel” soyadını kullanmışsa da, kısa bir süre sonra bundan vazgeçmiştir. Çocukluk yılları babasının musıki çevresinde geçti. Babasından birkaç ders dışında musıki dersi almadı. İstanbul Sultanîsi’nde (bugünkü İstanbul Lisesi) öğrenciyken, on üç yaşında Daniel-Fitzinger’den keman dersleri alarak batı musıkisi bilgileri öğrenmeye başladı; keman üzerindeki çalışmalarını daha sonra Karl Berger’den aldığı derslerle sürdürdü. Babasının ölümünden sonra, onun çok seçkin öğrencilerinden Kadı Fuat Efendi ve Refik Fersan’la tambur üzerinde çalıştı. Refik Talat Alpman’dan genel musıki bilgileri konusunda yararlandı. Makam, usûl bilgilerini artırırken hamparsum notasını öğrendi. On yedi yaşına geldiğinde bir tamburî olarak tanınıyordu artık. Ali Rifat Çağatay’ın yönetimindeki Şark Musıki Cemiyeti’nin konserlerinde sahneye çıktı. Mevlevîhanelere devam ederek Rauf Yekta, Zekâizade Ahmed Efendi, Abdülbaki Baykara, Neyzen Emin Efendi gibi üstadlarla çalıştı. Suphi Ezgi’den babasının yıktığı, kaynağı Tamburî İzak’a dayanan, “Oskiyan tavrı” diye de anılan geleneksel tambur tekniğini ve tavrını öğrendi. Bir yandan da viyolonsel ve keman dersleriyle batı musıkisi öğrenimini sürdürüyordu. Şerif Muhittin Targan’ın viyolonsel çalışını dinledikten sonra zamanının büyük bir bölümünü bu saz üzerindeki çalışmalarına ayırmaya başladı. Dârülfünûn Hukuk Mektebi’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak Almanya’ya gitti. Berlin Müzik Akademisi’nde Hugo Becker’in viyolonsel öğrencisi oldu. Almanya’daki öğrenim yıllarında viyolonsel icracılığını ilerlettiği gibi, genel musıki konuları ve musıki tarihi üzerindeki bilgisini ve kültürünü derinleştirdi. Maddî zorluklar ve annesinin ağır hastalığı yüzünden iki buçuk yıl sonra, 1924’te yurda dönmek zorunda kaldı. Ertesi yıl Dârülelhân’a tambur, solfej ve nazariyat öğretmeni oldu. 1927’de Türk Telsiz ve Telefon Şirketi’ne bağlı olarak ilk radyo yayınları başlatılınca İstanbul radyosuna girdi. Bundan sonra radyoculuk mesleğinin her alanında, spikerlik, programcılık, müzik yayınları şefliği, Ankara ve İstanbul radyoları müdürlüğü, başmüşavirlik görevlerini üstlenirken, oda orkestrası viyolonselcisi ve tamburî olarak da yayınlara katıldı. Mesut Cemil ilk kez Ankara radyosunda “Klasik Koro”yu kurdu. Halk musıkisinin değerlendirilmesi için, bu alandaki çalışmalara ön ayak oldu. Yarıda bıraktığı yüksek öğrenimini de aynı yıllarda, Ankara’da bulunduğu sırada Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümu’nü bitirerek tamamladı. Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü’nde viyolonsel, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda klasik Türk musıkisi tarihi ve viyolonsel, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda musıki folkloru dersleri verdi, liselerde de musıki derslerini okuttu.Mesut Cemil 1932’de Kahire’de düzenlenen Arap Musıkisi Kongresi’nde Rauf Yekta bey ile birlikte Türkiye’yi temsil etti. İstanbul Belediye Konservatuvarı Tasnif ve Tesbit Heyeti’nin klasik eserlerinin notalarının tesbiti çalışmalarına katkıda bulundu. 1955’te Irak hükûmetinin çağrılısı olarak gittiği Bağdad’da Güzel Sanatlar Akademisi’nin musıki bölümünde dört yıl çalıştı. 1960’da emekliye ayrıldıysa da, İstanbul radyosundaki koro yöneticiliğini sürdürdü. 31 Ekim 1963’de İstanbul’da öldü. Mezarı Sahray-ı Cedit’dedir. İstanbul radyosundaki büyük stüdyo ile, İstanbul’un Kuştepe semtindeki bir sokağa Mesut Cemil adı verilmiştir.
yasemin mori
Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım bölümü mezunudur. İlk bestelerini 14-15 yaşında yapmaya başlayan Mori yaklaşık üç yıldır üzerinde çalıştığı ilk stüdyo albümü Hayvanlar'ı 10 Temmuz 2008 tarihi itibariyle Irmak Plak ve Balet Plak etiketleriyle piyasaya sürmüştür. Tüm söz ve müziklerle birlikte albümün grafik tasarımını da kendisi gerçekleştirmiştir.mojo jazz hall
Keyiflenmek ve keyifli günlerde, sıcak şarap ile iyi giden toplama jazz albümdür.http://rapidshare.com/files/189970844/Mojo_Jazz_Hall.part1.rar
http://rapidshare.com/files/190000295/Mojo_Jazz_Hall.part2.rar
http://rapidshare.com/files/190026259/Mojo_Jazz_Hall.part3.rar
http://rapidshare.com/files/190060792/Mojo_Jazz_Hall.part4.rar
http://rapidshare.com/files/190097835/Mojo_Jazz_Hall.part5.rar
http://rapidshare.com/files/189942213/Mojo_Jazz_Hall.part6.rar
radio tarifa
1980’lerin sonlarına doğru üç kafadar, benjamin escorioza (vokal, söz yazarı), vincent molino (üflemeliler) ve fain s. duenas (vurmalı çalgılar, yaylılar) radio tarifa adında bir grup kurarlar. ispanyanın güneyinde bulunan tarifa isimli bir kasabadan alırlar isimlerini. arap, afrika ve ispanyol sentezi bir tarz oluşturan gurup, 1993 yılında rumba argelina adlı albümü çıkarır. 1996 yılında çıkan temporal adlı albümlerinin daha folklorik bir havası vardır. 2000 yılında cruzando el rio adlı albümü piyasaya süren gurubun fiebre adlı bir albümü daha var ki, bu albüm 2002 yılında kanada’da verdikleri konser kayıtlarından ibaret olan 2003 çıkışlı bir albümdür. aynı yıl istanbulda da bir konser vermişler. lakin grup 2006da dağılır. her güzel şeyin nedense nihayeti çabuk oluyor.20090126
nina simone
Jazz, Blues, soul, R&B, folk müzik türlerinde unutulmaz bir yer edinen Simone, müzikle yaşayan kalabalık bir ailede dünyaya geldi. İlk müzik bilgilerini annesinin desteğiyle edinen sanatçı, çocukluğunda kilise korosunda şarkı söylerken, yardımsever birinin ilgisiyle klasik piyano eğitimi aldı. Müziğe olan yeteneği, 10 yaşındayken keşfedilince 1950 yılında New York Juilliard Müzk Okulu'nda eğitim görmeye başladı. O günlerin yoğun ırkçı baskılarına ailesinin maddi sıkıntıları da eklenince Philadelphia'ya taşındılar. 1954 yılında bir barda şarkı söylemeye başladı. 1958 yılında ilk albümünü yaptı, aynı yıl adını İspanyolca 'kız' anlamına gelen Nina ve hayranı olduğu oyuncu Simone Signoret'ten esinlenerek,.. bilindiği sahne adını aldı. Zenci hakları ve sivil haklar konularında bilinçli bir eylemci olarak bunu yaşamına yayan Simone, satış rakamları bir milyonu aşan albümlere imza attı. Başarı merdiveninin basamaklarını çok kısa sürede tırmanarak ünlendi. Klasikler arasında yer alan albümdeki My Baby Just Cares Of Me adlı parçası 30 yıl sonra bile popülerliğini koruyarak "Chanel No:5" adlı parfümün reklam filminde kullanıldı. Bir şirketle anlşaşarak art arda başarılı albümler çıkaran Nina Simone, 1961 yılında menajeri Andrew Stroud'la evlendi.
1964 yılında Philips şirketiyle anlaşma yaparak ünlü "Don't Let Me Be Misunderstood" şarkısını üretti. 1966 yılında yine şirket değiştirerek RCA ile çalışmaya başladı. Liste başı olan şarkılarını bu süreçte yapan Simone, aynı zaman diliminde Martin Luther King'le yakınlaşarak siyasi çizgisini netleştirdi. Irkçılık ve savaş karşıtı dünya görüşü yüzünden ABD'ye tavır koyarak Avrupa'ya geçti. Liberya, İsviçre, Hollanda, Belçika, İngiltere gibi ülkeler dolaştıktan sonra Fransa'ya yerleşti. 1978'de Vietnam Savaşını protesto amacıyla vergi ödemekten kaçınınca, tutuklandı. ABD'deki dinleyici kitlesinden gelen aşırı talep üzerine 2001 yılında Carnegie Hall konseriyle yine Amerika'da göründü. Aretha Franklin, Dusty Springfield gibi sanatçıların yetişmesine önayak olan, The Beatles, Bob Dylan, Leonard Cohen gibi sanatçıların şarkılarını farklı yorumlarıyla renklendiren Nina Simone, Türkiye'de ölümünün beşinci yılında 15. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde Sibel Köse tarafından yorumlandı.
Şarkı sözü yazarlığı da yapan sanatçı, 'Four Woman' adlı eserinde siyahi kadınların çektiği işkenceyi anlattı. 'Mississippi Goddam' adlı şarkısı türündeki yapıtları, Medgar Evers adlı ırkçılığa direniş kahramanının öldürülmesi, bir zenci kilisesi bombalanarak dört küçük zenci çocuğun ölmesi gibi olayları protesto etmek için yazılmıştı.
Efsanevi caz vokalisti olarak tanımlanan sanatçı, protest kişiliği, yatıştırıcı sesi, 10 dakika uzunluğundaki Sinnerman şarkısıyla, aşkın karakteristiğini çizen şarkı sözleriyle akıllara kazındı. Çağdaş caz sanatçısı Lyambiko'nun Saffronia albümünü adına adadığı Simone, geçirdiği göğüs kanserinin ardından, yedi yıl sonra 70 yaşındayken uykusunda yaşamını yitirdi.
üç denizin sesi - tekfen filarmoni orkestrası
Karadeniz, Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz çevresindeki ülkelerden seçilmiş sanatçıların yılda birkaç defa bir araya gelmesiyle oluşan ve repertuarında otantik çalgılar için yazılmış eserlere yer vermesi ile dünyada ayrıcalıklı bir yeri olan filarmoni orkestrası. 1992 yılında Karadeniz Oda Orkestrası adı ile kuruldu. Kurucusu, Tekfen Grup Şirketlerinin kurucularından olan A. Nihat Gökyiğit'tir. Orkestranın faaliyetlerini daha geniş çapta sürdürebilmesi için Tekfen Holding A.Ş orkestrayı bünyesine kattı. Orkestra, kar amacı gütmemektedir. 2003 yılında kurunla Tekfen Kültür Sanat Ürünleri Yayın ve Yapım Sanayi Ticaret A.Ş, orkestraya maddi ve idari destek sağlar.
Orkestranın sanat yönetmenliği, orkestra şefi Prof. Saim Akçıl yürütmektedir. Orkestra, yılda birkaç defa bir araya gelerek Türkiye’de ve yurtdışında 3-4 konser verir ve CD çalışmaları yapar.
Repertuarı ve eşlik ettiği yerel çalgılar, orkestranın ayırt edici özelliğidir. Kazakistan’dan kılkobuz, Rusya’dan domra, Özbekistan’dan çang, Ukrayna’dan bandura gibi otantik çalgılar için bestelenen eserlere repertuarında yer verir.
Tefken Filarmoni Orkestrası, başlangıçta Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne üye ülkelerin sanatçılarından oluşmakta idi. Zamanla Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz ülkelerinden sanatçıları da bünyesine katmıştır. Günümüzde 23 ülkeden 55 sanatçı orkestrada yer almaktadır.
broken flowers soundtrack
2005 Cannes Büyük Ödül sahibi bu film, Jim Jarmush'un 21yy varoluş sorularına komik ve minimalist bir göndermesi. Film Bill Murray'in canlandırdığı Don Johnston karakterinin bitik hayatının gizemli bir mektup ile tekrar ivme kazanması üzerine kurulmuş. Don senelerce adeta bir Don Juan gibi yaşamış ve Don Juan'vari bir şekilde kadınların kalbini çalmış, ama onlara bağlanamamıştır. Artık hayatı için bir anlam bulamayan Don, yaşayan bir sebze gibidir adeta. Son kız arkadaşının (Julie Delpy) onu terk ettiği gün, ismini açıklamayan eski bir kız arkadaşından, aslında bir oğlu olduğuna dair bir mektup alır. Sempatik, esrar çözmeye meraklı, iyi aile babası komşusu, bu mektubu yazanı bulması için onu teşvik eder ve hatta onun için tüm bu geziyi organize eder. Böylece Don'un geçmişindeki bu kadınları teker teker ziyaret ettiği bir yolculuk başlar. Her yol macerasının sonunda olduğu gibi, Don'da yolun sonunda anlayacaktır herşeyi. Jim Jarmush filmi yazarken, başrol için sadece tek bir isim düşünmüş: Bill Murray. Film adeta Jarmush ve Murray ortaklığı gibi. Ayrıca, Hollywood'un 50'lerindeki en ünlü ve seksi kadın yıldızları bu filmde izlemesi keyifli karakter oyuncularına dönüşüyorlar.beyond istanbul - underground grooves of turkey
tam adı beyond istanbul - underground grooves of turkey olan, trikont'tan 2006'da çıkmış süper bir lo-fi toplama albüm, anlaşılacağı üzere türk müzikleriyle dolu.01.the night session - la mirage
02.sivan perwer - heybiyenin
03.cay taylan - ciftetelli
04.nil karaibrahimgil - butun kizlar toplandik
05.baba zula - kisaltmalar
06.orient expressions - ehmedo
07.ayhan sicimoglu - reggae turca tone
08.dzihan & kamien - just you & i
09.ceza - rapstar
10.burhan öcal feat. emel sayin - cile bulbulum
11.baba cay - mancis
12.brooklyn funk essentials feat. laco tayfa - ska ka bop
13.burhan öcal & trakya all stars - tekirdag karsilasmasi
14.göksel - depresyondayim
15.replikas - omur sayaci
16.taner demiralp - gul yuzlulerin sevkine gel
cd arkası yazısı;
this compilation by german based turkish female dj, ıpek ıpekcioglu was done to encourage especially german listeners to overcome their prejudices on turkish modern culture, showing how much the turkish music scene is vivid, passionate and rhythmic and an interesting source for modern crossover music meant for the dance scene. for turkish music folk always remained a valuable fundament that nowadays is mixed vividly with almost any other element. also new is that she has mixed kurdish and turkish musicians. the listed groups and musicians are partly listed for making a statement. some of the groups have some international reputation, mostly amongst turkish or kurdish people but also gained interest from the foreign scene. not all groups are based in istanbul, but still are very related with this capital city of turkish crossover music....
belkıs özener
Türkiye sineması, bir derya...Bu deryanın, değeri yeterince bilinmiş (hatta kimi zaman gereğinden fazla bilinmiş!) yıldızı da çok,hiç bilinmemiş yıldızı da.Değer bilmemek genel bir özelliğimiz.Yalnızca sinemada değil her alanda bu böyle.İlgiyi-sevgiyi hak etmiş yıldızlar-isimler; eğer her dakika ortada değillerse, sürekli olarak kendilerini öne çıkarmaya gayret etmiyor, her kapıyı her allahın günü çalmıyorlarsa, onları daha da çabuk geri plana itiyor, görmezden geliyoruz.Belkıs Özener de bu isimlerin başında geliyor.Türkiye sinemasının bu sessiz ve isimsiz kahramanı; yaptıklarının, katkılarının çok az karşılığını gördü her zaman. Evet; şaşaadan uzak kalmak, sanatçının kendi seçimiydi. Bizzat Belkıs Özener'in kendisi; sinema ve müzik arasında kurduğu o mükemmel denge ile yetinmiş, bunun kendisine verdiği ruhi tatmin dışında pek fazla şeyle ilgilenmemişti. Bu da, özellikle görmezden gelmeyi marifet bilen Yeşilçam çevrelerinin işini daha fazla kolaylaştırmış, Belkıs Özener'i unutmak-unutturmak konusunda fazladan bir gayret harcanmasına da gerek kalmamıştı.
Çok genç yaşta evlenmesi, çocuk sahibi olması, Belkıs Özener'in neon ışıklarını,sahneleri, alkışları geri plana atma kararını kolaylaştırmış olmalı.Ülkenin en ünlü, en popüler isimlerinden biri olan Gönül Yazar ile aynı aileden olmak bile onu kararsızlığa itmemiş. Kız kardeşinin (ablasının) yaptığının tam tersini yapmış Özener.
1940 yılında doğan Özener, henüz 19 yaşındayken evleniyor ve uzun sayılmayacak bir zaman diliminde Benek, Bengü ve Barkın adlarını verdiği üç çocuğu oluyor. Bu durum; henüz 16 yaşındayken Tepebaşı'nda ilk defa sahneye çıkan sanatçıyı muhtemelen bir yol ayırımına getirip bırakmış olmalı: Şan-şöhret mi, aile ve çocuklar mı?.. Belkıs Özener seçimini ikinciden yana yapıyor. Yapıyor ama, müziğe olan tutkusu kolay baş edilebilir bir şey olmadığı için kararın verilmiş olması tek başına çok da anlamlı olmuyor.
Yaşamının her evresine derin bir şekilde sızmış olan müzik tutkusu, Belkıs Özener'i yeni arayışlara iter. Müziğin sürebilmesi için, aileden-çocuktan yana verilmiş kararı yerle bir etmeyecek bir biçim ya da formül bulunması gerekmektedir. O dönemin şartlarında kolay bulunacak bir yol yoktur. "Şarkıcı" dediğimiz, sahneye çıkıp ¨şarkı¨sını söylemek durumundadır. Elbiseler, kostümler, (şimdi vazgeçtik ama o zamanlar çok kullandığımız tabirle) "tuvaletler" için terzi terzi gezilecek, kuaför salonları şenlendirilecek, Stüdyo Taç ya da muadili bir fotoğrafçıda poz poz fotoğraf çektirilecek, çarşaf gibi gazino ilanlarında boy gösterilecek demektir bu da. Ama hemen olmasa da bir zaman sonra, Özener'in bulmak istediği formülün en mükemmelini Yeşilçam sunar sanatçıya. 60'ların ikinci yarısında "müzik", sinemamız içinde belirgin bir unsur olmaya başlamıştır. Bu durum da (çoğunlukla "ses"leri olmadığı için) şarkı söylemeyi beceremeyen yıldızların yerine şarkıları seslendirecek şarkıcıları arayıp bulma mecburiyetini doğurmuştur. Tek derdi şarkı söylemek olan Belkıs Özener'den daha iyisi yoktur bu iş için. Hem şarkılar tertemiz bir şekilde söylenecek, hem de bu şarkıları seslendiren isim Türkan Şoray'ın, Hülya Koçyiğit'in, Filiz Akın'ın, Fatma Girik'in önüne geçmeye çalışmayacak, ünlerini gölgelemeye niyetlenmeyecektir. Yeşilçam'ın firmaları ve oyuncuları, hayal dahi edilemez birini bulmuşlardır bu iş için. Öyle bir isim bulunmuştur ki; bu şahıs arkaya geçip şarkıları söyleyecek, sonra da ortaya çıkan "ürün"den hiçbir pay talep etmeyecektir. Böyle başlayan Belkıs Özener-Yeşilçam işbirliği; sinemamızın tam bir şarkılı-türkülü furyaya kendini kaptırdığı 70'lerin ilk yarısında en üst seviyeye ulaşır. Başta sinemamızın dört büyük yıldızı olmak üzere, hemen hemen her kadın oyuncumuz -her nedense- her filminde şarkıcı olmaya başlamış ve bu da şarkıları söyleyecek birilerine duyulan ihtiyacı sürekli arttırmıştır. Sinemanın patronları, kimi zaman tercihlerini Handan Kara, Nesrin Sipahi, Semiramis Pekkan, Kamuran Akkor ve benzerlerinden yana kullansalar da, dönüp dolaşıp kapısı çalınan yine Belkıs Özener'dir. Çünkü, diğer şarkıcıların büyük bir bölümü filmin jeneriğinde, ilanlarında fazladan bir yer kapmaya çalışmakta, (bazen haklı bazen haksız olarak) filmin yayacağı ışığın bir bölümünün kendilerinin üzerine düşmesini istemektedirler. Öte yandan, tek isteği jeneriğin herhangi bir yerinde "CD Şarkılarıı seslendiren: Belkıs Özener" gibi itiraz edilmez bir şey olan biri vardır. Böyle biri olunca da, en çok tercih edilen o olacaktır. Filmler arka arkaya çevrilir, şarkılar durmadan çınlar: Buruk Acı, Artık Sevmeyeceğim, Kıskanırım Seni Ben...
Hangi filme gitsek karşımıza "Buruk Acı" çıkmaktadır o yıllarda. Girip çıktığımız hemen her filmde; Türkan Şoray ya da bir başkası, bir yandan kendisine nefes aldırmayan gazino patronundan paçasını kurtarmaya, iffetini (ve elbette bekaretini) korumaya çalışırken, diğer yandan da genellikle bir çocukluk ya da mahalle arkadaşı olan Ediz Hun ya da muadili birine duyduğu aşkı deliler gibi beslemekte-koyultmaktadır. Bu yapılırken de sürekli olarak şarkı söylenmektedir.
Tüllere-pullara-payetlere sarıp sarmalanmış olan starımızın sahne şaşaası, ne yazık ki çekildiği söylenen aşk acısını bize yansıtmakta tamamen yetersiz kalır. Yetersiz kalmak ne demek, sahnedeki kadının havasına-tavrına bakılırsa böyle bir şey de yoktur, hatta her şey fazlasıyla yolundadır. Belkıs Özener'in "ses"i, işte tam da o zaman, artık film kendi hikayesini bile anlatamaz olmuşken imdada yetişir. Şarkı başlayınca o an onu görmüyorsak bile "zavallı genç" çocuğu düşünmeye başlarız. "ne olacak bunların sonu?", "Kavuşacaklar mı?" soruları sökün eder, mutsuzluk ve hüzün elle tutulur bir şekilde filmden üzerimize doğru yayılmaya başlar.
Filmin hiçbir karesinde görünmeden, yalnızca şarkı söyleyerek bir filmin "baş oyuncusu" olmak mümkün mü? Teorik olarak değil. Ama Belkıs Özener bunu başarabilmiş biri. Üstelik tam da "o şarkı"daki gibi oldu: "Üzülme sen meleğim, gün olur kavuşuruz..."